Bu kitabın yazılmasına “Pandemi Dönemi Günlüğü” vesile oldu.
Bu benim hayatımdaki dördüncü günlüktü. Yazmaya, ortaokulu
okumak için evimden çok uzaklara gittiğimde başlamıştım. Anneme,
babama, abime ve sıcak yuvama büyük özlem duyduğum günlerdi.
Kapağı eskimiş kırmızı deriden küçük defterime kurşun kalemim
ile bir şeyler yazdığımı dün gibi hatırlıyorum. Bu kullanılmış
defteri babam hediye etmişti. Defterin ilk sayfalarında babamın lise
yıllarında not aldığı İngilizce basit cümleler vardı; “going home, my
sweet home” gibi… Bazı sayfaları sararmış bu defterin oluşturduğu
günlüğe “Evden Çok Uzakta” ismini vermiştim.
Ne kapağını, ne sayfalarını, ne de ismini hatırlayabildiğim ikinci
günlüğüm de, ilki gibi birkaç ay sürdü. Yine kafamın dumanlı olduğu
bir dönemdi. İzmir’e yeni taşınmıştık. Lise birinci sınıftaydım ve
fizik dersinden düşük bir not almıştım. İlk defa sınıfta kalma korkusunu
hissediyordum içimde. O günlükten aklımda birkaç küçük şiir
dışında bir şey kalmadı.
Üçüncü denememde tıp fakültesi birinci sınıfındaydım. Yine
gurbet ellerde ve yine zor günlerdeydim. Anatomi dersinden ümidimi
kestiğim bir dönemdi. Üstelik çok sevdiğim yurt arkadaşımın
derin bir üzüntüsünü paylaşıyordum. Bu günlüğümün ismini “Mavi
Günlük” koymuştum. Defterim bu sefer yeni idi ve her sayfanın sağ
üst kısmında, içine tarih yazılabilecek güzel kutucuklar vardı. Kutucukların
kimi oval, kimi dikdörtgen, kimi kare idi. Bu sayfalara
daha çok hayallerimi ve özlemlerimi yazardım. İşte bu yüzden adında
“mavi” vardı günlüğümün… Mavi, denize ve gökyüzüne duyduğum
özlemi ifade ediyordu. Deniz benim için İzmir demekti, evim
demekti. Ayrıca o dönemde çalışmaktan, dışarı çıkıp hava alacak,
gökyüzünü görecek zamanı dahi bulamadığım günler oluyordu. Tıp
eğitimi gören her gencin mutlaka böyle dönemleri olmuştur. Mavi
Günlük de diğerleri gibi birkaç ay sonra kenara atıldı, sayfaları kaybolup
gitti.
IV
“Pandemi Dönemi Günlüğü” hepsinden farklıydı. Teknolojinin
geldiği noktaya direnircesine, yazarken yine bir defter ve yine bir kalem
kullanıyordum; yine sayfaların sağ üst kenarına tarih atıyordum
ama bu sefer beni sıkan duygular çok farklı idi. Pandeminin hemen
başında, her gün dünya çapında binlerce insanın ölüm sebebi olan
bu garip hastalığa yakalanmıştım. Evde bir odada eşimden, çocuklarımdan
“uzak” kabuslarla dolu günler geçiriyordum. İşte o günlerin
birisinde, bu seferki günlüğümü bırakmayacağıma karar verdim ve
elinizdeki bu kitap, o günlükten derlediğim yazılarla ortaya çıktı.
Kitaba, günlüğüme yazdığım yazıların küçük bir kısmını koyduğumu
söylemem gerekiyor. Bu yazıların yazıldığı tarihleri her bölümün
başında sizlerle paylaştım. Çünkü yazıların bazıları o günün
olaylarını yansıtırken, gelecekle ilgili bazı öngörüler de içeriyor.
Bu kitabın ortaya çıkmasında her şeyden önce annemin ve babamın
büyük katkıları var. Onlar bana okuma zevkini aşıladı. Çalışkan
olmayı, planlı olmayı, dürüst ve vicdanlı olmayı onlardan öğrendim.
Onların sayesinde öğrenme aşkım oluştu içimde ve bu aşk sanırım
ölene kadar hep canlı kalacak. Sevgili eşim Buket Özdemir, abim
Gökhan Özdemir ve onun sevgili eşi Özden Özdemir’in kitap yazım
sürecinde inanılmaz desteğini gördüm. Bu destek sayesinde tıkandığım
birçok aşamada kendime gelip, tekrar devam edebildiğimi
söylemem gerekli. Günlük yazılarımı kitaba çevirme aşamasında
değerli dostlarım Dr. Gürsel Yılmaz, Dr. Murat Uyar, Dr. Sait Eğrilmez,
Dr. Alp Kayıran ve Neslihan Beşik’in büyük katkıları oldu.
Herhalde bu katkılar olmasaydı, günlük kitaba dönüşmeyecekti. Ayrıca
kitabımın basım aşamasındaki titiz çalışmalarından dolayı Anadolu
Yayınevi’nden Ahmet Yıldırım Bey’e ve Seher Şengül Hanım’a
da teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim.
Kaleme aldığı 17.000 sayfalık günlükle ünlenen Felsefe Profesörü
Henri Frederic Amiel’in yazmakla ilgili çok sevdiğim bir sözü
var: “Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır.” Ben de
ölümü yakından hissettiğim bir dönemde, ölümün elinden bir şeyler
kurtarmaya çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur.