Aşk…
Bazen bir kalp çarpıntısıdır, bazen bir laboratuvar defterine
düşülen kısa bir not. Kimi için bir şiir, kimi için bir formül.
Ama herkes için çözülememiş bir sır.
Bu kitap, yolları bir kongre salonunda kesişen üç bilim
insanının ortak sorusundan doğdu. Aşkı moleküller üzerinden
tartışan bir biyokimyacı, hormonların diliyle insan ruhunu
anlamaya çalışan bir endokrinolog ve beynin derin
kıvrımlarında gezinen bir nörolog. Farklı disiplinlerden, farklı
geçmişlerden gelen bu üç yolcu, aynı sorununa odakladı.
Aşk gerçekten nedir? Sorusuna cevap başlangıçta konuşulanlar
bilimsel verilerdi. Dopaminin ödül devreleri, oksitosinin
bağlanma etkisi, limbik sistemin hafıza ve duygu üzerindeki
rolü… Ancak sohbet ilerledikçe, kelimelerin arasına sessizlikler
sızdı. Bakışların arasına açıklanmamış hisler, cümlelerin
arasına henüz yazılmamış bir hikâye girdi.
Çünkü aşk, yalnızca incelenen bir olgu değil; yaşanan bir
deneyimdi. Ve ne kadar mantıkla konuşulursa konuşulsun,
kalbin denklemleri hiçbir zaman bütünüyle laboratuvar
protokollerine sığmıyordu.
Elinizdeki bu kitap, hem bilimsel bir sorgulama hem de içsel
bir keşif yolculuğu. Çünkü hiçbir bilimsel makale, bir kalbin
titremesini bütünüyle kaydedemez. Ve hiçbir şiir de dopaminin
moleküler imzasını silemez.
Belki de aşk, tam olarak bu iki dünyanın kesiştiği yerde
başlıyor. Formüllerle açıklanamayan ama şiirsiz de
tamamlanmayan bir yerde. Ve belki de bu kitabın asıl önsözü,
henüz yazılmamıştır. O önsöz, belki sizin hikâyenizdir.
İlgili kitabın ön sayfalar dosyası yüklenmemiştir!